Engineering

Su Krizi ve İklim Değişikliği

Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi (UKÜ) Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Rana Kıdak, küresel ölçekte derinleşen su krizini, iklim değişikliğinin hidrolojik döngü üzerindeki etkilerini ve bu sürecin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki yansımalarını değerlendirdi. İklim değişikliği, nüfus artışı ve sürdürülebilir olmayan su kullanımının su kaynakları üzerindeki baskıyı giderek artırdığını belirten Kıdak, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporlarına göre küresel sıcaklık artışının yağış rejimlerinde düzensizliklere ve ekstrem hava olaylarında artışa neden olduğunu vurguladı. Son yıllarda KKTC’de yaşanan ani ve şiddetli yağışların sel ve su baskınlarına yol açtığına dikkat çeken Kıdak, bu durumun iklim değişikliğinin yerel ölçekteki somut etkilerini ortaya koyduğunu ifade etti. Su yönetiminin yalnızca kuraklık odaklı değil, ani yağışlar ve taşkın risklerini de kapsayan bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini belirten Kıdak, entegre su kaynakları yönetimi, iklim değişikliğine uyum stratejileri ve kamu üniversite iş birliğinin bu süreçte kritik öneme sahip olduğunun altını çizdi.
Bu doğrultuda UKÜ bünyesinde yürütülen sürdürülebilirlik uygulamaları kapsamında, kampüste üretilen atık suyun tamamı geri dönüştürülerek sulama amacıyla kullanılmakta; yıllık yaklaşık 1300 ton suyun yeniden değerlendirilmesiyle su kaynaklarının korunmasına yönelik somut katkı sağlanmaktadır.

1-    Sizce günümüzde su krizinin bu denli derinleşmesinin arkasında hangi temel dinamikler yer almaktadır?

Küresel ölçekte su krizinin derinleşmesinde iklim değişikliği, nüfus artışı ve sürdürülebilir olmayan su kullanımı belirleyici unsurlar olarak öne çıkmaktadır. IPCC raporlarında da vurgulandığı üzere, atmosferdeki sera gazı artışı küresel ortalama sıcaklığı yaklaşık 1,1 °C yükseltmiş; bu durum hidrolojik döngünün hızlanmasına, buharlaşmanın artmasına ve yağış rejimlerinde ciddi düzensizliklere yol açmıştır.

2-    İklim değişikliğinin hidrolojik döngü üzerindeki etkilerini nasıl değerlendirmek gerekir?

İklim değişikliği, hidrolojik döngüyü doğrudan etkileyerek hem uzun süreli kuraklık dönemlerinin hem de ani ve şiddetli yağışların daha sık yaşanmasına neden olmaktadır. Bu karşıt uçlardaki ekstrem olaylar, su kaynaklarının yönetimini zorlaştırmakta ve çevresel riskleri artırmaktadır.

3-    9 Aralık 2025’te KKTC’de yaşanan sel olayını iklim değişikliği bağlamında nasıl okumak gerekir?

Bu olay, küresel iklim sistemindeki değişimlerin yerel ölçekte nasıl somut sonuçlar doğurduğunu açık biçimde göstermektedir. Metrekareye düşen yağış miktarının yaklaşık 232 kg’a ulaşması, bu yağışın yerel ortalamaların oldukça üzerinde gerçekleştiğini ve iklim değişikliğine bağlı ekstrem hava olaylarının arttığını ortaya koymaktadır. Bölgemizde özellikle kış dönemlerindeki yoğun yağışlara bağlı sel olayları meydana gelmekte ve maddi manevi zararlar yaratmaktadır. Yönetim açısından irdelendiğinde bu yağışlar yaz dönemi için büyük bir su kaynağı potansiyeli teşkil eder. Ancak yetersiz ve bakımsız su biriktirme yapıları (barajlar) nedeniyle yağışlar yüzey akışına geçerek kaybedilmekte ve aynı zamanda su kirliliğini artırmakta, altyapıda baskı yaratmakta ve su baskınları sebebiyle halk sağlığını tehdit etmektedir. 
 

uku-su-krizi-iklim-degisikligi-web2.jpeg

4-    Sizce KKTC’de su yönetimi neden “eş zamanlı krizler” üzerinden ele alınmalıdır?

KKTC’de bir yandan kuraklık ve su kıtlığı gibi uzun vadeli sorunlar yaşanırken, diğer yandan ani ve şiddetli yağışların neden olduğu sel riskleri ortaya çıkmaktadır. Bu durum, su yönetiminin tek boyutlu değil, eş zamanlı krizleri kapsayan bütüncül bir yaklaşımla ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.

5-    Bu tablo karşısında entegre su kaynakları yönetimini sizce neden kaçınılmaz hale gelmektedir?

Mevcut sorunların çok boyutlu yapısı, entegre su kaynakları yönetimini zorunlu kılmaktadır. Yağmur suyu hasadı, drenaj altyapısının güçlendirilmesi, sel erken uyarı sistemleri, sürdürülebilir arazi kullanımı ve arıtılmış suyun yeniden kullanımı gibi bilim temelli uygulamalar, bu yaklaşımın temel bileşenlerini oluşturmaktadır.

6-    Son olarak, su döngüsündeki değişimlerin etkilerini azaltmak adına sizce hangi başlıklar önceliklendirilmelidir?

İklim değişikliğine uyum stratejilerinin geliştirilmesi, sürdürülebilir su yönetimi uygulamalarının yaygınlaştırılması ve toplumsal farkındalığın artırılması öncelikli başlıklar arasında yer almaktadır. Bu süreçte kamu ve üniversite iş birliği çalışmaları, bilimsel bilgi üretimi ve politika geliştirme açısından önemli bir rol üstlenmektedir.